JOURNAL16 Oct 20263 DK
Bir şeyi otomatikleştirdim, kendime yeni bir iş çıkardım
İşi artık elle yapmıyorum. Sadece yapılıp yapılmadığını kontrol ediyorum. Otomasyonun görünmeyen bakım mesaisi üzerine.
Otomasyon fikrinin en sevdiğim tarafı, sonunda kendime anlattığım gelecek: Bu işi bir daha düşünmeyeceğim.
Bir yerden veri gelecek, bir şey işlenecek, olması gereken yere gidecek. Ben de o sırada başka bir şeyle uğraşacağım. Bilgisayarın bilgisayar gibi davrandığı, benim de nihayet bilgisayarın başından kalkabildiğim küçük bir düzen.
Sonra kendimi bir paneli yenilerken hayal ediyorum. Geldi mi? Çalıştı mı? Neden bugün biraz uzun sürdü?
İşi artık elle yapmıyorum. Sadece yapılıp yapılmadığını kontrol ediyorum. Arada önemli bir fark var elbette, ama vaat ettiğim tatil bu değildi.
İşin yeni adı bakım
Elle yaptığım bir işin sınırları belli. Başlıyorum, uğraşıyorum, bitiriyorum. Can sıkıcı olabilir ama ne zaman mesai istediğini biliyorum.
Otomasyonda bu sınır bulanıklaşıyor. Sistemin bağlı olduğu servis değişebiliyor. Beklediğim veri gelmeyebiliyor. Dün yeterli olan bir izin bugün yetmeyebiliyor. Benim yazdığım kısım aynı kalsa bile çevresindeki dünya hareket ediyor.
Üstelik bakım hep uygun bir saatte gelmiyor. Takvimde “salı öğleden sonra otomasyonla ilgilen” yazmıyor. Başka bir işe odaklanmışken bir bildirim düşüyor. Bazen bildirim de düşmüyor; eksikliği fark etmek bana kalıyor.
Kazandığım zamanı hesaplarken kurulum süresini saymak kolay. Aklımın bir köşesinde açık kalan “acaba çalışıyor mu” sekmesini hesaplamak daha zor.
Sessizlik her zaman iyi haber değil
Hata mesajını sevmiyorum ama en azından konuşuyor. Asıl huzursuz eden, hiçbir şey söylemeyen sistem.
Bir görev çalışmış görünebilir, ama beklediğim çıktı oluşmamış olabilir. Boş bir listeyi başarıyla işlemiştir. Eski veriyi yeniden göndermiştir. İşlemin yarısını bitirip geri kalanını atlamıştır.
Böyle bir düzende kontrol panelindeki yeşil işaretle benim “tamam” dediğim şey birbirini tutmuyor. Ben komutun çalışmasını değil, işin sonucunu bekliyorum.
Örneğin bir dosya üretilecekse dosyanın gerçekten orada olması, açılabilmesi ve doğru güne ait olması gerekiyor. Bunu kontrol etmeyen bir başarı mesajı, bana hâlâ yapacak iş bırakıyor.
Her bildirime koşarsam
İlk çözüm daha çok bildirim eklemek gibi görünüyor. Başladı, bitti, denedi, yeniden denedi. Telefon küçük bir operasyon merkezine dönüşüyor.
Ama her şey haber verince hangi haberin dikkat istediğini ayırt etmek zorlaşıyor. Bir süre sonra mesajları okumak da düzenli bir görev oluyor. Otomasyonun ürettiği yeni işi otomatikleştirmeyi düşünmeye başlıyorum. Güzel bir döngü; dışarıdan bakınca biraz komik.
Benim istediğim daha basit: Müdahale etmem gereken bir durum varsa ne olduğunu anlayayım. Son başarılı sonucu bulabileyim. Sistemin kendi başına kaç kez deneyeceği ve ne zaman duracağı belli olsun.
Bir hata olduğunda bütün geçmişi araştırmak yerine kaldığım yerden devam edebilmek de bu rahatlığın parçası. Aynı işi tekrar başlatmak, iki kez yapılmasından korktuğum ayrı bir işe dönüşmesin.
Bazen elle yapmak daha ucuz
Bir işin otomatikleştirilebilir olması tek başına yeterli sebep değil. Ayda bir yaptığım, her seferinde şekli değişen küçük bir iş için kurduğum düzen, işin kendisinden fazla ilgi isteyebilir.
Bunu kabul etmek biraz can sıkıcı. Çünkü otomasyonu kurmak eğlenceli. Tekrar eden işi yapmak sıkıcı. Bazen verimlilik diye savunduğum şeyin içinde yeni bir şey kurma hevesi de var. O heves kötü değil; yalnız hesabı doğru yere yazmak gerekiyor.
Bu yüzden artık soruyu biraz değiştirmek istiyorum: “Bunu otomatikleştirebilir miyim?” sorusunun yanına “Çalıştığına güvenmek için benden ne isteyecek?” sorusunu koymak.
Benim için iyi otomasyonun en güzel anı ilk kez çalıştığı an değil. Bir süre sonra onun varlığını unutabildiğim an. İşin yapılmış olduğunu görüyorum, hayatıma devam ediyorum.
Arada bakım yine olacak. Ama her sabah yoklama alıyorsam, kendime söz verdiğim boş zamanı henüz kazanamamışım demektir.